Fertilite Ve Mikrobiyota: Güncel Bilimsel Bakış

Bu içerikte yer alan tıbbi bilgiler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminizin kişisel değerlendirmesine başvurunuz.

Fertilite (doğurganlık), bir bireyin klinik olarak gebelik oluşturabilme kapasitesi olarak tanımlanır. Kadınlarda doğurganlık dönemi genellikle 18–49 yaş aralığını kapsar ve bu dönemde yaşa özgü doğurganlık hızları dikkate alınarak dünyaya getirilen çocuk sayısı toplam doğurganlık hızı (TDH) olarak ifade edilir.

Küresel veriler, toplam doğurganlık hızında son yıllarda belirgin bir düşüş olduğunu göstermektedir. 1990’lı yıllarda dünya genelinde TDH 3,3 iken, bu oran 2019 yılında 2,4’e gerilemiştir ve düşüş eğilimi sürmektedir. Türkiye’de de benzer bir tablo mevcuttur. 1950’li yıllarda 6,9 olan TDH, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2018 verilerine göre 2,3’e düşmüştür. Bu durum, küresel eğilimlerle paralellik göstermektedir.

İnfertilite(kısırlık) ve Yaygınlığı

Doğurganlık oranlarındaki azalmanın önemli nedenlerinden biri infertilite sıklığındaki artıştır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), infertiliteyi; cinsel olarak aktif, herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanmayan bir çiftin bir yıl boyunca gebelik elde edememesi olarak tanımlamaktadır. Günümüzde dünya genelinde çiftlerin yaklaşık %10–15’i infertiliteden etkilenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise her dört çiftten biri, bir yıl içinde gebelik elde edememektedir.

İnfertilite; yaş, biyolojik faktörler, kilo, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı, kafein tüketimi, stres, yaşam tarzı, egzersiz düzeyi, sistemik hastalıklar, polikistik over sendromu (PKOS), çikolata kisti, sperm kalitesi, hormon bozucu kimyasallar ve sosyokültürel etmenler gibi çok sayıda faktörden etkilenmektedir. Son yıllarda ise bu faktörlere ek olarak mikrobiyota kavramı dikkat çekmektedir.

infertilitekisirlik-ve-yayginligi

Mikrobiyota ve Üreme Sağlığı

Mikrobiyota; başta ağız ve bağırsak sistemi olmak üzere deri, solunum sistemi ve genital sistemde bulunan mikroorganizmalardan oluşan, vücudun kendine özgü iç ekosistemidir. Sağlıklı bir mikrobiyota, konakçıya zarar vermeden yaşayan; hatta bağışıklık sistemini destekleyen ve patojenlere karşı koruyucu rol üstlenen mikroorganizmalardan oluşur. Ortalama 70 kg ağırlığındaki bir insan vücudunda yaklaşık 1–2 kilogram mikrobiyal kütle bulunduğu düşünülmektedir. Bu mikroorganizmaların yaklaşık %90’ı bağırsaklarda, %9’u ise ürogenital sistemde yer almaktadır. Mikrobiyota; patojen mikroorganizmaların uzaklaştırılması, kötü bakterilerin yok edilmesi, mukozal bariyerin güçlendirilmesi, bağışıklık ve sinir sisteminin gelişimi gibi birçok hayati fonksiyonda rol oynar. Bunun yanı sıra bağırsak mikrobiyotası, cinsiyet hormonlarının metabolizmasını etkileyerek üreme fonksiyonları üzerinde de belirleyici bir role sahiptir.

Mikrobiyota ve Fertilite İlişkisi

Ağız ve bağırsak mikrobiyotasındaki dengenin bozulması ve patojen bakterilerin baskın hale gelmesi disbiyoz olarak adlandırılır. Disbiyoz; östrojen metabolizmasının bozulmasına yol açarak kadın hormonlarında dengenin bozulmasına, yumurtlama sorunlarına, metabolik sendrom, bazı kanser türleri ve infertilite gibi pek çok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir.Kadın üreme sisteminde östrojen hormonu; iyi bakteri olan, Lactobacillus türlerinin  çoğalmasını destekler. Bu bakterilerin ürettiği laktik asit sayesinde vajinal pH düşer ve enfeksiyonlara karşı koruyucu bir ortam oluşur. Östrojen metabolizmasındaki bozulmalar ise bu dengenin kaybolmasına ve gebelik şansının azalmasına neden olabilir. Çalışmalar, infertilite (kısırlık) sorunu yaşayan erkeklerin semen ve bağırsak mikrobiyotasının fertil erkeklere kıyasla farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. İyi bakteri olarak tanımlanan Lactobacillus türleri ise sperm kalitesini koruyucu etkisi vardır. 

Kadın Fertilitesi ve Ürogenital Mikrobiyota

Geçmişte kadın üreme sisteminin steril olduğu düşünülse de günümüzde vajina, rahim ağzı ve döl yatağının zengin bir mikrobiyal ekosistemin bulunduğu bilinmektedir. Vajinal mikrobiyotada Lactobacillus türlerinin baskın olması, genital kanal sağlığının korunması, enfeksiyonların önlenmesi ve sağlıklı gebelik için kritik öneme sahiptir. Vajinal mikrobiyotanın bozulması; Lactobacillus düzeyinin azalması ve kötü bakterilerinin artışı ile karakterizedir. ve infertilite ile ilişkilendirilmiştir. Ayrıca infertil kadınlarda vajina ve döl yatağında Lactobacillus yoğunluğunun arttığı durumlarda; embriyonun yerleşmesi , gebelik oranları ve canlı doğum başarısının arttığı bazı çalışmalarda görülmüştür.

Cinsiyet Hormonları ve Bağırsak Mikrobiyotası

Cinsiyet hormonları ile bağırsak mikrobiyotası arasında çift yönlü bir etkileşim bulunmaktadır. Mikrobiyotadaki değişiklikler, hormonal dengeyi ve dolayısıyla fertiliteyi doğrudan etkileyebilir. Bağırsak mikrobiyotasının bozulması; östrojen düzeylerinde değişikliklere yol açarak vajinal mikrobiyota dengesini bozabilir ve infertilite riskini artırabilir. Obezite, insülin direnci ve beslenme alışkanlıkları da mikrobiyota üzerinden üremeyi etkileyen önemli faktörler arasındadır. Akdeniz tipi beslenmenin; faydalı bakterileri ve kısa zincirli yağ asitlerini artırarak mikrobiyotayı desteklediği ve fertilite üzerinde olumlu etkiler sağlayabileceği düşünülmektedir.

mikrobiyota-ve-ureme-sagligi

Mikrobiyota ve Üreme Sağlığı

Doğurganlık, yalnızca yumurta veya sperm sayısıyla sınırlı bir konu değildir. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar, vücudumuzda yaşayan yararlı mikroorganizmaların (mikrobiyota) da hem kadın hem erkek üreme sağlığında önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

Mikrobiyota Nedir ve Neden Önemlidir?

Mikrobiyota; başta bağırsaklar olmak üzere vajina, ağız ve idrar yollarında yaşayan milyarlarca mikroorganizmadan oluşan doğal bir ekosistemdir. Sağlıklı bir mikrobiyota, vücudu enfeksiyonlardan korur, bağışıklık sistemini dengeler ve hormon metabolizmasına katkı sağlar.

 Özellikle bağırsak ve genital bölge mikrobiyotası, cinsiyet hormonlarıyla yakın ilişki içindedir. Bu nedenle mikrobiyotadaki dengenin bozulması, adet düzensizlikleri, yumurtlama problemleri ve gebelik şansında azalma ile ilişkili olabilir.

Vajinal Mikrobiyota ve Gebelik Şansı

Sağlıklı bir vajinal mikrobiyotada baskın olarak Lactobacillus adı verilen yararlı bakteriler bulunur. Bu bakteriler:

  • Vajinal pH’ı asidik tutar
  • Zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engeller
  • Enfeksiyonlara karşı doğal bir koruma sağlar

Lactobacillus oranının azalması durumunda vajinal enfeksiyonlar daha sık görülür ve bu durum infertilite, erken doğum ve gebelik kayıpları ile ilişkilendirilebilir. Yapılan çalışmalar, gebelik elde eden ve sağlıklı gebelik sürdüren kadınlarda Lactobacillus baskınlığının daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Bağırsak Mikrobiyotası, Hormonlar ve Fertilite

Bağırsak mikrobiyotası, östrojen gibi cinsiyet hormonlarının vücuttaki dolaşımını ve dengesini etkiler. Bağırsaklardaki yararlı bakteriler azaldığında:

  • Hormon dengesi bozulabilir
  • Vajinal mikrobiyota olumsuz etkilenebilir
  • Yumurtlama ve endometrium kalitesi zarar görebilir

Bu nedenle beslenme alışkanlıkları, kilo durumu ve bağırsak sağlığı doğurganlık açısından büyük önem taşır.

PKOS, Mikrobiyota ve Ağız Sağlığı Arasındaki Bağlantı

Polikistik Over Sendromu (PKOS), infertilitenin önemli nedenlerinden biridir. Son araştırmalar, PKOS’lu kadınlarda yalnızca hormon dengesinin değil, oral (ağız) ve bağırsak mikrobiyotasının da farklılık gösterebildiğini ortaya koymuştur. Diş eti hastalıkları ve ağız mikrobiyotası bozulmuş kadınlarda:

  • Gebe kalma süresi uzayabilmekte
  • Enfeksiyonlara yatkınlık artabilmekte
  • Üreme sağlığı dolaylı olarak etkilenebilmektedir

Bu nedenle ağız ve diş sağlığı, çoğu zaman göz ardı edilse de doğurganlık için önemli bir tamamlayıcı faktördür.

Probiyotikler ve Mikrobiyotayı Desteklemek

Bazı çalışmalarda, Lactobacillus içeren probiyotiklerin vajinal ve bağırsak mikrobiyotasını destekleyerek enfeksiyon riskini azaltabileceği ve üreme sağlığına olumlu katkı sağlayabileceği gösterilmiştir. Ancak probiyotiklerin tek başına bir tedavi değil, destekleyici bir yaklaşım olduğu unutulmamalıdır.

Günlük Hayatta Neler Yapılabilir?

  • Dengeli ve Akdeniz tipi beslenme
  • Aşırı şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçınma
  • Sigara ve alkol kullanımını sınırlama
  • Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınma
  • Vajinal hijyende aşırı ürün kullanımından uzak durma
  • Ağız ve diş sağlığını ihmal etmem

Bunlar da İlginizi Çekebilir

kozmetik-urunlerde-yer-alan-metaller
Kozmetik Ürünlerde Yer Alan Metaller

Kozmetik ürünler içinde insan bedenine ve gebelik durumunda bebeğe zararlı olabilecek metaller yer alabilir. Nikel, kobalt ve…

infertilite-kisirlik-ve-psikoloji-arasindaki-gizli-bag
İnfertilite (Kısırlık) Ve Psikoloji Arasındaki Gizli Bağ

Korunmasız bir yıl düzenli ilişkiye giren ve gebe kalamayan çiftler infertil olarak tanımlanır. Dünyada infertilite oranların…

gebelerde-covid-19-enfeksiyon
Gebelerde Covid-19 Enfeksiyon

Öncelikle Ateş, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısı, yorgunluk gibi hafif belirtiler den zatürre, solunum yetmezliği, böbr…

Ne Aramıştınız?